Sizce Häagen-Dazs nereli?

Marka isimlerinin doğuş hikayeleri bazen çok ilginç oluyor. 22 yıllık meslek hayatımda çok kez markalarına isim bulmak isteyen müşterilerimin çaresizliğe düştüklerini, haftalarca bir isim üzerinde karar veremediklerine şahit oldum. Yaptıkları işi, ürettikleri ürünü anlatan bir isim mi olmalı, hikayesi olan bir ismi mi seçmeli, yoksa hiç anlamı olmayan kulağa ve göze hoş gelen bir isim ile mi ilerlemeli?

1959 yılının bir kış gününde, evinin mutfağında bir iskemle çeken ve saatlerce anlamsız kelimeler mırıldanan Reuben Mattus, kızı Doris’in şaşkın bakışları arasında bir kağıda da hoşuna giden isimleri karalıyordu. Reuben, 1912 yılında Beyaz Rusya’da doğmuştu. Babası savaşta ölünce annesi ve kızkardeşi ile birlikte 1921 yılında Amerika’ya göç etmişti.

Image

Aile Brooklyn’de dondurma üretmeye başladığında 1920’li yılların sonuna gelinmişti. Firmanın ismi “Senator Donmuş Ürünler” idi. Reuben atlı arabayla Brooklyn mahallelerinde dondurma dağıtarak geçirdi gençliğini. 1950’lerde toplu üretim yapan dondurmacılarla rekabet edememeye başlayınca artık işleri annesinden tamlamen devralan Mattus daha pahalı, lezzeti ve kalitesiyle öne çıkacak yeni bir dondurma markası yaratmaya karar verdi.

haagendazs_logo

Hem I. hem de II. Dünya Savaşını yakınen yaşayan Musevi bir ailenin çocuğu olan Mattus, bu yeni markasına hem dünya savaşı sırasında musevilere iyi davranan Danimarka’ya saygısını sunmak, hem de bu ülkenin ünlü sütlü ürünleri ve kalite imajından faydalanmak için İskandinav kökenli gibi algılanacak bir isim koymak istedi. Kendisine bir de kural koydu: Bu isim özgün olacaktı, bir benzeri bulunmayacaktı, dolayısıyla hiç bir anlamı da olmayacaktı.

1959 yılında, Brooklyn’deki o mutfakta kağıdın üzerinde üzeri çizili olmayan tek bir isim kalmıştı: Häagen-Dazs

haagen-dazs-store

Bugün 50 yaşın üstünde bir marka olan Häagen-Dazs hala çoğu kişi tarafından bir İskandinav markası olarak algılanıyor. Bir dönem ºcelsius olarak tasarım hizmeti verdiğimiz markanın isim seçimi, bu ismi logosunda uygulayış şekli ve insanlarda aslında varolmayan “Geleneksel İskandinav Dondurması” hissi yaratmış olması markanın büyük başarısı.

Bu hikayeden bir ders çıkarmak gerekiyorsa o da markalara illa yapılan işi anlatma görevi vermemiz gerekmediği. Markanın bir hikayesi olması, istediğimiz hissi yaratacak bir logoyla desteklenmesi başarının ilk adımı olmaya yeterli.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: